9:00 - 17:00

 Çalışma Saatlerimiz Ptesi-Cuma

0312 427 74 49

Bizi Arayabilirsiniz.


 

TENKİSE TABİ TASARRUFLAR VE TENKİS DAVASI

Kaptan Hukuk Bürosu > MİRAS HUKUKU  > TENKİSE TABİ TASARRUFLAR VE TENKİS DAVASI

TENKİSE TABİ TASARRUFLAR VE TENKİS DAVASI

 

Tenkis, kanunun saklı paylı mirasçıların paylarını korumak amacıyla düzenlediği bir dava çeşididir. Açıkça anlaşılacağı üzere tenkis için saklı payın ihlali gerekmektedir. Tenkis davasının gündeme gelebilmesi için iki asli koşulun oluşması gerekir;

Tenkise Tabi Tasarruflar

A) ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLAR

Madde 560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.

Ölüme bağlı tasarruflar, herhangi bir süre ve sıra sınırlaması olmadan tenkise tabidir. Ölüme bağlı tasarruflar ne zaman yapıldığına bakılmaksızın tamamı ile tenkise tabidir.

Kanun ölüme bağlı tasarrufların saklı payı mirasçı lehine yapılması durumunda ise farklı bir düzenleme yapmıştır;

Madde 561- Saklı pay sahibi mirasçılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan kazandırmaların onların saklı paylarını aşan kısmı orantılı olarak tenkise tâbi olur. Tenkise tâbi birden fazla ölüme bağlı tasarrufun bulunması hâlinde, saklı pay sahibi mirasçıya yapılan kazandırmanın saklı payı aşan kısmı ile saklı pay sahibi olmayan kimselere yapılan kazandırmalar orantılı olarak tenkis edilir.

Kanunundan da anlaşılacağı üzere; saklı pay ihlalinde, tenkise tabi olacak tasarruf saklı paylı olmayan bir mirasçı veya 3. Kişi lehineyse, o ölüme bağlı tasarrufun hepsi tenkise tabi olur. Ancak ölüme bağlı tasarruf saklı paylı mirasçı lehineyse, ilk önce o tasarruftan lehine tasarruf yapılan mirasçının saklı payı çıkarılır(yani onun da saklı payı korunur), kalan kısım tenkise tabi olur.

Eğer muris birden fazla ölüme bağlı tasarruf yapmışsa, tenkis o ölüme bağlı tasarruflardan orantılı olarak talep edilecektir. Önceden de belirttiğimiz gibi ölüme bağlı tasarruflar için tarih önemli değildir. Hakkaniyet açısından saklı payın orantılı olarak karşılanması düzenlenmiştir.

Bir örnek vermek gerekirse:

Murisin A B C altsoyu, her birinin yasal miras oranı  ‘ dür. Saklı payları ise bunun yarısı yani   ‘dır.  Muris B ye 60.000 TL lik , C ye 40.000 TL lik ve arkadaşı X e 20.000 TL lik ölüme bağlı tasarruf yapmış ve murisin bundan başka malvarlığı olmadığını varsayalım. Bu durumda tüm malvarlığı 120.000 TL ve saklı paylı mirasçılarından her birinin saklı payı 20.000 TL’dir. A’nın saklı payı ihlal edilmiştir. Bu durumda A ne yapacak? ;

Öncelikle sadece birine değil B,C ve X e tasarruflarıyla oransal olarak başvurabilecektir.

B ve C saklı paylı mirasçılardır. Lehlerine yapılan tasarrufu tenkise uğratmadan önce saklı payları çıkarılmalıdır. Şöyle ki: B’nin tenkise tabi tasarruf miktarı 60.000 – 20.000 = 40.000TL ‘dir. C’nin tenkise tabi tasarruf miktarı ise 40.000 -20.000 = 20.000TL olacaktır.

Oysaki X saklı paylı mirasçı olmadığı için tenkise tabi tasarruf miktarı, ölüme bağlı tasarrufun hepsi yani 20.000TL dir.

Bu durumda tenkise tabi tasarrufların toplamı: 40.000+20.000+20.000 =80.000 TL’dir.

Oransal hesaplama ile, 80.000TL de                             20.000 alacağı varsa

B için :                              40.000 TL’de                                ?  ( 10.000 TL )

C için :                              20.000 TL’de                                ?   ( 5.000 TL )

X için :                              20.000 TL ‘de                               ?   ( 5.000 TL )

 


Toplam :                                                                                       20.000 TL

 

B) SAĞLARARASI TASARRUFLARDA TENKİSE TABİİ OLANLAR

Sağlar arası tasarrufların tenkisi, orantılı olarak değil tarih sırasına göre yapılır. En son tarihli sağlar arası tasarruftan en eski tarihlisine doğru gidilir. Ancak sağlar arası her tasarruf tenkise tabi değildir, bunlar sınırlı olarak Medeni kanun md 565’de sayılmıştır:

  1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar (Muris ile mirasçı arasında yapılan ivazlı feragat sözleşmesindeki ivaz, diğer mirasçıların saklı paylarını ihlal ediyorsa tenkise tabi olacaktır.) , geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,
  2. Denkleştirmeye tabi olmamak kaydıyla mirasçılara yapılan kazandırmalar: Muris yasal mirasçılarına karşılıksız kazandırmalarda bulunabilir. Altsoyuna yaptığı karşılıksız kazandırmalar yasa koyucu tarafından Denkleştirmeye tabi tutulmuştur. Karine olarak, yapılan karşılıksız kazandırmalar iadeye (denkleştirmeye) tabidir. Bu denkleştirme için Denkleştirme Davası açılacaktır. Ancak karinenin aksi ispat edilebilir. Bu durumda iadeye tabi olmayan sağlar arası karşılıksız kazandırmalar ( denkleştirmeye tabi olmadığı için) tenkise tabi olacaktır.
  3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar: Yasa koyucu bağışlamayı ikiye ayırarak düzenlemiştir.

a-) Murisin dönme hakkını saklı tuttuğu bağışlamalar, süre sınırlaması olmaksızın tenkise tabidir.

b-) Muris, dönme hakkını saklı tutmadan bağış tasarrufunda bulunmuşsa, bu bağışın tenkise tabi olabilmesi için murisin ölümünden önceki 1 yıl içinde yapmış olması gerekir. Kanun koyucu murisin ölümüne yakın tarihlerde mirasçılarından mal kaçırma amacıyla tasarruf yapabileceğini düşünerek bu düzenlemeyi getirmiştir.

  1. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar: Murisin saklı paylı mirasçılarından mal kaçırmak için satış, bağış vb. adlar altında yaptığı tasarruflar, murisin esas amacının ispatı sonucu tenkise tabi olacaktır. Murisin sağlar arası tasarruftaki asıl amacının saklı paylı mirasçıların saklı paylarını kaldırmaya yönelik olduğu kanıtlanmalıdır. Bu durum genellikle Muvazaa olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak muvazaa söz konusu olduğunda saklı payları ihlal edilen mirasçılar muvazaaya dayanarak İptal Davası mı açmalılar, saklı payın ihlali nedeniyle Tenkis Davası mı açmalılar? Elbette ki İptal Davası mirasçılar için daha lehedir çünkü sadece saklı payları değil, yasal miras payları korunacaktır. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre, bu tür durumda dava terditli açılabilir, davacı önce tasarrufun iptalini, bu mümkün olmazsa tenkisini talep edebilir. (1. Yargıtay kararı )
  2. Hayat Sigortalar: Murisin üçüncü kişi lehine yaptığı hayat sigortalarında, sigorta alacağının murisin ölümü anındaki değeri tenkise tabidir.

 

Tenkiste Sıra

Madde 570- Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan yapılır. Kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı tasarruflar ve sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.

Diğer bir deyişle, saklı payı ihlal edilen mirasçı, saklı payını temin için ilk önce varsa miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarını ( vasiyetname – miras sözleşmesi ) tenkis edecektir. Birden çok ölüme bağlı tasarruf varsa önceden detaylandırıldığı gibi orantısal olarak tenkis edilecektir.

Mirasçı murisin ölüme bağlı tasarruflarıyla saklı payını elde ederse artık sağlar arası tasarruflar tenkis edilemeyecektir. Ancak saklı paylı mirasçı saklı payını ölüme bağlı tasarruflarla temin edemezse, tenkise tabi sağlar arası tasarrufların, tarih sırasına göre tenkisi mümkün olacaktır.

Kamu tüzel kişileri, kamuya yararlı dernekler ve vakıflara yapılan tasarrufların tenkisi ise en son sıraya konularak kanun koyucu tarafından korunmak istemiştir. Saklı paylı mirasçı, saklı payını murisin ölüme bağlı ve sağlar arası tasarrufundan temin edemediği takdirde kamuya yararlı dernekler ve vakıflar yararına yapılan tasarrufları tenkis edebilecektir.

Tenkis Davası Niteliği

Tenkis davası, tasarrufun saklı pay ihlal etmeyecek orana indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu bir davadır. Amaç murisin kanuni tasarruf oranını sağlamaktır.

Madde 564- Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa, vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi gereken kısmın değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir kısmın değerini karşılayan parayı isteyebilir. Tasarruf konusu malın vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle vasiyet borçlusuna verilmesi gereken, aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan kısmının karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir.  Bu kurallar, sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanır.

Maddeden hareketle, davalı vasiyet alacaklısına seçimlik hak verilmiştir;

  • Tasarruf konusu malı kendisinde tutup, tenkisten kendisine düşen payı ödeyebilir.
  • Tasarruf konusu malı terekeye iade edip, saklı payın mahsubundan geriye kalan miktarı talep edebilir.

Davalının bu seçimlik hakkı yenilik doğurucu hakkın kullanılması niteliğindedir. Yenilik doğurucu hakların kullanılmasına bağlanan tüm sonuçları doğurur. Bahsedilen seçim hakkının kullanılabilmesi için tenkise tabi belirli mal vasiyetinin bulunması ve bu malın değerinde azalma olmaksızın bölünememesi gerekmektedir.

 

Tenkis Davasını Tarafları

Davacı:

  • Saklı Paylı Mirasçı: Kanunda sayılan saklı paylı mirasçılar, mirası reddetmediği, mirastan yoksun olmadığı veya mirasçılıktan çıkarılmadığı sürece saklı payları ihlal edilmişse tenkis davası açabilirler. Ayrıca saklı paylı mirasçı ölürse, onun mirasçıları da halef olarak tenkis davası açabilirler.
  • Saklı Paylı Mirasçıların Alacakları: tenkis davasını saklı paylı mirasçıların alacaklılarının da açabilmeleri için bazı şartlar vardır. Bunlar;

1). Saklı paylı mirasçıların tenkis davası açma hakları olacak. (mirası ret, mirastan men, mirasçılıktan çıkartılma olmayacak)

2). Saklı payı ihlal edilen mirasçı ya iflas etmiş olacak y da ödemeden acz içine düşmüş olacak. Mirasçı eğer iflasa tabi bir kişi değilse, acz içinde olması şarttır. Ancak illa aciz belgesinin bulunmasına gerek yoktur. Bu belgeye denk belgelerle mirasçının acz içinde olduğu ispat edilebilir.

3). Alacaklı, borçlu saklı paylı mirasçıya tenkis davası açması için ihtar çekmiş ve buna rağmen mirasçı tenkis davası açmamış olmalıdır.

Bu koşulların varlığı durumunda alacaklılar da tenkis davası açabileceklerdir. Aynı koşullar, mirasçılıktan çıkartılan mirasçının, çıkartılmaya itiraz etmemesi durumunda da alacaklıların tenkis davası açması için geçerlidir.

 

Davalı:

Ölüme bağlı tasarruf yada sağlar arası tasarrufun lehdarı, tenkis davasının davalısıdır.

 

Tenkis Davasında Süreler

Madde 571- Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

  • Bir Ve On Yıllık Hak Düşürücü Süreler: Tenkis davası değiştirici yenilik doğurucu bir dava türü olduğundan ötürü hak düşürücü süreler ile sınırlanmıştır. Bu süreler 1 ve 10 yıl olarak kabul edilmiştir.

1 yıllık süre: mirasçının kendisinin saklı paylı mirasçı olduğunu ve saklı payının ihlaline neden olan tenkise tabii bir tasarruf olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Burada önemli olan ve 1 yıllık süreyi başlatan, sayılan 2 koşulun da gerçekleşmesidir.

10 yıllık, uzun ve mutlak sürenin başlangıcı ise tenkise tabi tasarrufun vasiyetname olması ve diğer ölüme bağlı tasarruflar olmasına göre değişecektir. Vasiyetname türünde ölüme bağlı tasarruf varsa, 10 yıllık süre bu vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren işleyecektir. Vasiyetname dışında başka bir ölüme bağlı tasarruf ile saklı pay ihlali varsa, 10 yıllık süre miras bırakanın ölümünden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Stj. Avukat Ezgi Selen KAPTAN

 

 


T.C
YARGITAY
İCTİHATI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU
ESAS NO:1986/4
KARAR NO:1987/5 

“Özet”

MİRASBIRAKANIN YAPTIĞI TEMLİKİ TASARRUFLARDAN ZARAR GÖREN MİRASÇILARIN TENKİS DAVASI İLE BİRLİKTE KADEMELİ OLARAK VEYA TENKİS DAVASI AÇTIKTAN SONRA AYRI BİR DİLEKÇE İLE BORÇLAR KANUNUNUN 18. MADDESİNE DAYALI MUVAZAA NEDENİYLE İPTAL-TESCİL DAVASI AÇMAYA YETKİLERİ BULUNMAKTADIR.

“İçtihat Metni”

12.3.1985 günlü dilekçe ile, Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi’nin 26.2.1985 gün ve 1985/101-2246 sayılı kararı ile; “tenkis davasında muvazaa davasının sonucunun beklenilmesi gerekeceği” esasının benimsendiği, Ondördüncü Hukuk Dairesi’nin 5.12.1974 gün ve 1974/2014-3521 sayılı kararında ise; “tenkis davası açılması halinde muvazaaya dayanılarak iptal istenemeyeceği, zira evvelce vazgeçilmiş bir hakkın bilahare dava konusu yapılabilmesinin hukuk prensibi olan işlem güvenliği ile bağdaşamayacağı” görüşüne yer verildiği, bu suretle kararlar arasında aykırılık meydana geldiği ileri sürülerek, içtihadı birleştirme yolu ile aykırılığın giderilmesi istenilmiştir.

2797 sayılı Yargıtay Kanununun 16/5 ve 45/2. maddeleri uyarınca konuyu inceleyen Birinci Başkanlık Kurulu, isteği yerinde görerek içtihat aykırılığının. içtihadı birleştirme yolu ile giderilmesine 15.5.1986 gün ve 46 sayı ile karar vermiştir.

Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın 13.4.1987 gün ve 1536 sayılı yazısı ile Hukuk Genel Kurulu kararının varlığı da gözetilerek, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda gündeme alınan konu hakkında Raportör Üyenin açıklamaları dinlenerek öncelikle kararlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı yönü tartışılmış ve “miras bırakanın yaptığı temliki tasarrufun tenkisi için dava açılması halinde sonradan bu tasarruf için muvazaaya dayalı iptal davası açılıp açılmayacağı” hakkında Hukuk Genel Kurulu, Birinci ve Ondördüncü Hukuk Daireleri kararlan arasında içtihat aykırılığının bulunduğunun oybirliği ile belirlenmesi üzerine, işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:

Birinci Hukuk Dairesi kararlarında, hukuksal tasarrufun kısmen iptalini hedef tutan başka bir anlatımla tenkis isteğini kapsayan davanın açılmasının, tasarrufun tümüyle ortadan kaldırılmasını hedef tutan muvazaa davasının. reddini gerektirmeyeceği, ancak tenkis davasında muvazaa davasının sonucunun beklenmesi, muvazaa davasının tenkis davası yönünden bekletici mesele oluşturacağı; birbirinden farklı dava türü olan bu isteklerin ayrı bir davaya konu olabilecekleri gibi kademeli olarak da ortaya konulabilecekleri, biri hakkında verilecek kararın diğeri için kesin hüküm oluşturmayacağı esasları benimsenmiştir.

Ondördüncü Hukuk Dairesi kararında ise, mirasçının. tasarruf nisabının lehine tasarrufta bulunulanda kalmasını kabul ederek, tasarruf nisabını aştığı ölçüde tasarrufun tenkisini isteme hakkım kullanma yolunu seçmekle karşı tarafta uyandırdığı irade beyanıyla, tasarruf nisabı sının içinde kalan hakkından vazgeçmiş sayılacağı bu sebeple de tenkis davası açan kişinin sonradan tasarrufun geçersizliğini iddia ile tamamının iptalim isteyemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Hukuk Genel Kurulu’nun 16.10.1957 gün ve 50/47 sayılı kararında, davacı iptal ve tenkis isteklerinde bulunmakla, davanın terditli sayılacağı iptali gerektiren nedenlerle, tenkisi gerektiren nedenlerin farklı bulunduğu, isteğin tavzih ettirilerek hangisine dayanıldığının belirlenmesi gereğine değinilmiş; gene Hukuk Genel Kurulu’nun 8.1.1964 gün ve 15/3 sayılı kararında ise, daha önce tenkis davası açılmakla, tasarrufu kabul etme durumuna girildiği, tenkis davalarının özünde geçerli olan işlemler için açılabileceği benimsenmiştir.

Gerçekten, tenkis davaları ile muvazaaya dayalı iptal davaları; ileri sürülüş biçimleri, hukuksal esaslar, kapsamları ve nihayet tenkis ve iptal nedenleri birbirinden farklı nitelikte davalardır. İlk bakışta tenkis davası açan kişinin tasarrufun geçerli bulunduğunu zımnen benimsediği düşüncesi akla gelebilirse de, kendi yararına bir hukuki sonuç elde etmek isteyen ve kapsamları farklı hukuki sonuçlar doğurabilecek birden fazla dava açma durumunda bulunan bir kimse, bu davalardan birini diğerine tercihen açmaya zorlanamayacağı gibi, yasaların uygulanmasında, hakların korunması doğrultusunda hareket etme gereği karşısında bu davalardan birini açmakla, açık bir irade beyanı olmadan diğerinden feragat edildiğinin kabulü de uygun bulunmamıştır.

Bu nedenlerle, miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanununun 18. maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası açabileceklerinin kabulü ile içtihat aykırılığının bu suretle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç: Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanununun 18. maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası da açabileceklerine, 22.5.1987 gününde ilk toplantıda üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Murisin yaptığı temliki tasarrufun tenkisi için dava açıldıktan sonra, bu tasarrufun murisin muvazaası nedeniyle iptali (sonuçta lehine temlik yapılan mirasçı adına oluşturulan tapu kaydının iptali) konusunda ayrıca dava açılıp açılamayacağı, Birinci ve Ondördüncü Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu arasında içtihat uyuşmazlığına yol açtığından, içtihadın birleştirilmesi yoluna gidilmiş ve İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda yapılan müzakereler sonunda, tenkis davasından ayrıca, tapu iptali davası da açılabileceği kararlaştırılmıştır.

Bu karara aşağıdaki nedenlerle karşıyım: 1- Değişik kararlara yol açan maddi olay şudur:

Muris, mirasçıdan mal kaçırma (mahfuz hisse kaidelerini bertaraf etmek) kastıyla, bazı mallarını sağlığında mirasçılarından birine veya üçüncü kişiye, aslında bağışladığı halde, tapuda satış göstererek temlik etmiştir.

Mahfuz hisseli öteki mirasçı, MK. m. 507/4’e dayanarak, tasarrufun tenkise tabi tutulması için dava açmıştır. Sayın Çoğunluk, 1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının etkisinde kalarak ve o kararın bu konuda da Büyük Genel Kurulu bağlayacağını kabul ederek içtihadı, Birinci Hukuk Dairesi’nin görüşü paralelinde birleştirmiştir.

Oysa, ilk önce 1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hatalıdır. Zira bu kararda, murisin öteki mirasçısı veya üçüncü kişi ile yaptığı muvazaa ile illetli akitten. davacı mirasçının üçüncü kişi sıfatıyla zarar gördüğü ve bu sıfatla iptal davası açabileceği kabul edilmiştir. Halbuki, iptal davası açabileceği öngörülen kişi, üçüncü şahıs değildir. Muvazaa ile illetli akdin bir tarafını teşkil eden murisin mirasçısıdır. Bu kişi murisin sağlığında tasarrufun ve sonuçta tapunun iptali için dava açamazdı. Zira, BK. m. 18’e göre üçüncü kişinin muvazaa ile illetli tasarrufun iptali konusunda dava açabilmesi için dava tarihinde mevcut bir hakkı olması lazımdır ki, dava açmakta hukuki yaran sözkonusu olabilsin. Muris sağken haleflik sözkonusu olamayacağı ve müstakbel mirasçının bir miras hakkı gerçekleşmediğinden ötürü, onun üçüncü kişi sıfatıyla dava açmakta hukuki yaran yoktur. O halde, BK. m. 18’e dayanarak, üçüncü kişi sıfatıyla iptal davası açamaz. Bu maddeye dayanarak dava açan üçüncü şahıslar, dava tarihinde mevcut kendi gerçekleşmiş haklarına dayanmaktadırlar. İçtihadı birleştirme kararında bu gerçek gözden kaçırılmıştır. Ancak, muvazaa ile illetli akdin tarafı muris ölüp de külli halefiyet gereği mirasçıya geçmesi gereken haktan murisi muvazaa ile illetli tasarrufun sonucu mahfuz hisseli mirasçının yoksun kalması durumu meydana çıkınca, mahfuz hisse kaidelerinin bertaraf edilmiş olmasından dolayı mirasçının, miras hakkı zarar gördüğünden o zaman iptal davası açabilir. Mahfuz hisseli olmayan davalının, böyle bir dava hakkı da esasen yoktur. Ne var ki, bu takdirde de murisin sağlığında tapu iptal davası açabilecek pozisyonda olması lazımdır. Şayet muris, bu pozisyonda değil ise, muvazaa ile illetli akit ile BK. m. 237 uyarınca resmi şekilde yapılmamış durumdaki bağışlama akdini, bu eksikliğine rağmen infaz etmiş yani, mamelekine dahil kimi taşınmazları, muvazaalı akdin öteki tarafı olan bağışladığı mirasçı adına tapuya tescil ettirmiş ise, artık MK. m. 2’ye göre, dürüstlük kuralı gereği olarak, kendisi tapu iptali davası açamayacağından dolayı, bağışlanan mallardaki mülkiyet hakkı muriste kalmadığı ve terekeye dahil sayılamayacağı için, külli haleflikle mirasçıya geçmiş bir hak düşünemeyeceği ve bu nedenle mirasçının kendi hakkından söz edilemeyeceğinden ötürü, mahfuz hisseli mirasçı da iptal davası açamaz. Diğer bir deyimle, şekil eksikliği olmasına rağmen, bağış sözleşmesi bağışlayanın kendi isteği ile yerine getirildikten sonra, bağışlayan, bu şekil eksikliğine dayanarak, bağışladığım geri alamaz. Geri almak istemesi, çelişkili davranışlar olur ve MK. m. 2’ye göre himaye edilemez. Bu nedenle, muris sağlığında geri almayı amaçlayan tapu iptali davası açarsa bu dava reddolunur. Böyle olunca da, bağışlanan şeyin. mülkiyeti artık muriste kalmamış, bağışlanana geçmiş sayılır. Muriste mülkiyet kalmayınca da, murisin ölümü ile öteki mirasçıya bu konuda birşey intikal etmez. O halde, o mirasçının intikalen sahip olduğu bir mülkiyet hakkı da oluşmaz ve bunlar kendi hakkına dayanan üçüncü şahısmış gibi iptal davası açamazlar. Murisin sağlığında sahip olmadığı bir hakkı mirasçılarının kanuni halef olarak kullanmalarına olanak yoktur. Ancak, Medeni Kanunun murisin tasarruf yetkisini sınırlayan ve kimi mirasçılara tanınmış mahfuz hisse haklarına dayanarak bu Kanunun 507/4. maddesindeki dava haklarını kullanabilirler. 507/4. maddeye dayanan tenkis davasını mirasçı kendi mahfuz hisse hakkına dayanarak açmaktadır. Bu davayı açması için belli bir malın külli halefiyetle kendisine geçmesi gerekmez. Aksine, haleflik kuralı gereği, kendisine intikal etmesi gerekirken, murisin eylemiyle engellenen ve mülkiyeti geçmemiş bulunan maların tenkis veya iade yoluyla mahfuz hisseli mirasçı yararına geri alınması sözkonusudur ve dayanağı mirasçının kanundan doğan zati mahfuz hisse hakkıdır.

Öte yandan, içtihadı birleştirme kararı mahfuz hisseleri bile bulunmaması nedeniyle tenkis davası açamayacak durumdaki mirasçıları, MK. m. 18’i yanlış yorumlayarak, iptal davası yoluyla murisin tasarruflarını sınırlayabilen ve murisin terekesinden faydalanabilen bir pozisyona sokarak da Medeni Kanunun miras hukuku ilkelerini, ferdiyetçi ve irade serbestisine saygılı karakterini temelinden sarsan ve uygulanamaz hale getiren bir sonuca ulaşmaktadır.

İşte bu nedenle, mirasçının hem MK. m. 507/4’e dayanan tenkis, hem de BK. m. 18’e göre muris muvazaasına dayalı iptal davası açabileceğini öngören 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hatalıdır ve uygulamada birçok sıkıntılara yol açmıştır.

Hukukta, hatada ısrar etmemek, hatayı sürdürmemek maruf bir kuraldır. Bu kural, günlük hayatta bile geçerlidir. “Kişi hatasını bilmek kadar irfan olamaz” ve “zararın neresinden dönülse kardır” atasözleriyle kurumlaşmıştır.

Öte yandan, içtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılması 2797 sayılı Kanun m. 45 gereğince mümkündür. Yukarıda tafsilatıyla açıklanmaya çalışılan yanılgının varlığı kabul edilerek, ilk önce 1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesi için, gerekli prosedür işletilmeli ve sonucu beklenmeli ve bu bekletici sorunun hallinden sonra, işbu içtihadı birleştirme kararı görüşülmeliydi.

İçtihadı birleştirme kararlarının “Yargıtay’ın kurallarının bağlayacağı ilkesi” katı bir biçimde yorumlanarak, açıklanan yönetimin benimsenmemesi ve hatanın sürdürülmesi, hukuka aykırı düşmüştür.

2- Yukarıda sözkonusu edilen olanağın yaratılmaması ve 1.4.1974 tarih ve 1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının bağlayıcılığı ilkesinin benimsenmesi halinde dahi, aşağıdaki önerilerin gözönünde tutulması uygun olacaktır:

1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararma ve BK m. 18’e dayanarak muris muvazaası nedeniyle, murisin temliki tasarrufunun iptaline ilişkin dava açabilecek iken, bu davayı açmayarak MK. m. 507/4’e dayalı olarak murisin tasarrufunun. saklı pay oranında tenkisini dava eden. bir mirasçının bu davranışının yorumu konunun. çözümünde önem taşımaktadır.

Bir defa, ortada tek bir maddi vakıa var. O da şudur: Muris, mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla bazı mallarını sağlığında diğer bir mirasçıya veya üçüncü kişiye aslında bağışladığı halde, satış göstererek temlik etmiştir. Diyelim ki satış, muvazaa nedeniyle; bağış, şekil eksikliği yüzünden geçersizdir ve tasarruf bu nedenle Borçlar Kanunu m. 18 ve içtihadı birleştirme kararı uyarınca iptale mahkumdur.

Bu tasarruftan, iki çeşit dava hakkı doğmaktadır ve bu davaların hukuki sebepleri değişiktir. İptal, BK. m. 18; tenkis, MK. m. 507’ye tabidir ki davacı bu iki çeşit davadan birini seçebilir. Herhangi birisini seçebilir veya ikisini birlikte de açabilir. Ama bu takdirde, isteği çelişkili olur. İptal öncelik taşır. İptal vaki olunca tenkisin konusu kalmaz. Ancak davacı daha geniş kapsamlı olması ve işlemi temelinden kaldırabilecek kapasitede olması nedeniyle, tam dava niteliğinde sayılan iptal davasını açmaz ve bu davayı açmak hakkım saklı tutuğunu bildirmez ve sadece tenkis davasını, yani saklı paya tecavüz oranında tasarrufu ortadan kaldıran ve bu nedenle kısmi dava sayılan tenkis davasını açar ise, o takdirde bu davranışından şu anlamlar çıkar:

A) BK. m. 18’e dayanan iptal davasında murisin tasarrufu muvazaa nedeniyle geçersizdir. MK. m. 507/4’e dayanan tenkis davasında ise tasarruf temelinde geçerlidir, sağlıklıdır. Ancak, saklı paya tecavüz eden kısmı tenkise tabidir. İptale mahkum bir tasarruf için, tenkis davası açılamaz ve böyle temelinden bozuk bir tasarrufun tenkisi söz konusu olmaz. İşte, şayet muris iptal ettireceği bir konuda, bu yola gitmeyerek saklı pay oranında tenkis istemiş ise, artık muvazaalı tasarrufa geçerlik tanımış olur. Muvazaa ile illetli değil, sağlıklı olduğunu kabul etmiş demektir. İşte davacının bu kabulü, yani işleme sağlık ve geçerlilik tanıması nedeniyle, tenkis davası açılabilmektedir. Böyle olunca, bu kabul iradesiyle çelişecek şekilde ve bundan dönerek, önceden geçerli sayılan tasarrufun, sonradan geçersizliği ileri sürülemez.

B) Muris muvazaasına dayanan iptal davası açabilecek iken, tenkis davası açan mirasçının bu davranışı, murisin muvazaalı tasarrufuna geçerlik tanımak anlamına geldikten başka, murisin. iradesine, yani tasarruf nisabını kullanma iradesine, mirasçının saygı gösterdiği ve binaenaleyh tasarruf nisabının öteki mirasçılara veya kişilere intikalini de kabul ettiği anlamına da gelir. Artık bu zımni kabulünden de dönemez. Zira, Medeni Kanun irade serbestisine önem veren, onu temel alan. bir kanundur. Murisin mallarına ilişkin iradesi, sadece saklı payla sınırlanmıştır. Bakiye kısım üzerinde murise serbesti tanınmıştır. İşte, sırf tenkis isteyerek, bu kısma ilişkin serbest iradeyi, önce tenkis davası açarak, mirasçıda tanımıştır. Artık bundan dönüp, tasarrufun tümüyle iptalini istemesi, hukuki istikrara, işlemlerin güvenliği ilkesine ters düşer.

C) Yukarıdaki iki sebep, mirasçının davranışının, maddi hukuka ilişkin sonuçlarını oluşturur. Bir de işin usul hukukunu ilgilendiren sonucu vardır:

Tam dava niteliğindeki, yani alacağın tümüne ilişkin ve tasarrufun tümüyle iptaline yol açabilecek vasıftaki iptal davasını açabilecekken, açmayan ve fazlaya ilişkin hakkını saklı da tutmayan mirasçı, sadece tasarruf nisabım temin edebilmesi itibariyle kısmi dava niteliğindeki tenkis davasını açmakla, artık iptal davası açmak hakkından feragat etmiş sayılır ve usuli açıdan, iptal davası açamaz. Öte yandan, önceden açılmış tenkis davasının, müddeabihin artırılması, yani kısmi davanın tam davaya dönüştürülmesi sonucunu yaratması itibariyle, HUMK. m. 87’ye göre ıslahı yoluyla iptal davasına çevrilmesi de mümkün olmaz. HUMK. m. 74 uyarınca, taleple bağlılık ilkesi çevresinde tenkis davasında iptale karar vermek de olanaksızdır.

O halde, usuli açıdan da tenkis davası açmakla ve iptal davası açmak hakkını saklı tutmamakla vazgeçilmiş bulunulan iptal davasının, sonradan açılmış olması mümkün olmaz. Evvelce vazgeçilmiş bulunulan dava hakkı, sonradan kullanılamaz. Aksi görüş hukukta istikran ve güveni kaldırır. Hele tenkis davasındaki karar kesinleşmiş ise, durum daha çarpıcı bir hal alır, kesin hüküm durumu da ortaya çıkar.

D) Bir de işin yoruma etkili sosyal yönü var: Tenkis davası açıp karar alanlar, aradan uzun yıllar geçip taşınmaz kıymetlenince, iptal davası için bir zamanaşımı bulunmamasından da yararlanıp iptal davası açıyorlar. Temliki tasarruf tenkis edildiği halde, uzun süre sonra iptal davası açılması çelişkili davranış, MK. m. 2’deki dürüstlük kurallarına aykırı davranış sayılmalı ve kabul edilmemelidir. Çünkü hukuk, toplumda düzeni sağlar. Bir hukuki işlemin sonuçlan, uzun süre askıda bırakılamaz. Aradan bir tenkis davası da geçmiş, tasarruf tenkis edilmiş ve bu karar infaz edilmiş, murisin tasarrufunun lehdarı taşınmazı onarmış, imar etmiş ve aradan yıllar geçmiş, hatta 30-40 yıl sonra, muvazaa varmış, bu sefer tümden iptal istiyorum diye dava açması, MK. m. 2’ye tamamen aykırıdır. Toplumsal düzeni bozar istikrar ve güven bırakmaz. Böyle bir sonucun içtihadı birleştirme yoluyla kabulü, sosyal gerekçelere de aykırı düşer.

Sayın Çoğunluğun, bu görüşlere ters düşen bazı mülahazalarla değişik sonuca varmış bulunmasına karşıyım.

 

4 Comments

  • Mehmet
    Cevapla Mart 19, 2020 at 6:57 pm

    İyi günler babam vefat etmeden önce bana elden para verdi bu para senin istediğin gibi kullan dedi ben bu parayı babam vefat ettikten sonra bankaya yatırdım diğer kardeşlerim bunu duymuş bizim de halkımız var diyorlar bu para da hakları var mı beni mahkemeye verseler parayı alabilirler mi?

  • Serdar
    Cevapla Eylül 1, 2020 at 11:15 am

    Merhaba, Babam şu an sağ ve abime bir miktar tarla vermişti (yaklaşık 20 yıl önce). Diğer mirasçılar olarak Babamın ölümü halinde tenkis davası açmayı düşünüyoruz. Abimin bu tarlayı üçüncü kişilere devretmesi davayı etkiler mi? Yoksa biz her durumda saklı paylarımız için dava açabilir miyiz? Teşekkür ederim

Leave a Comment